8 Nisan 2012 Pazar

BOSNA İZLENİMLERİ...


Türkan GENÇ
Bir dizi etkinlik ve açılış için 24-28 Haziran 2011 günlerinde Bosna’daydık.
Doğası, yeşilliği, su kaynakları, zümrüt gibi akan ırmaklarıyla adeta cennetten bir parça.
Saraybosna, Mostar ve Travnik kentlerini gezdik. Üçüne giderken de, yol boyunca yemyeşil ormanlar ve berrak nehirler eşlik etti bize. Allah’ın bu ülkeye bahşettiği, ressamlara ilham kaynağı olan güzelliği, büyük bir hayranlıkla seyrettim.
Bunun yanı sıra tarih ve modernizmin mükemmel uyumunu her yerde görebiliyorsunuz.
Avrupa’nın göbeğinde olduğundan, Balkan ülkesinden ziyade, bir Avrupa ülkesi havası var.
Bu durum insanların yaşam tarzlarına ve sosyal hayata büyük ölçüde yansımış. Etrafta birbirinden şık ve güzel insanların varlığı dikkat çekici boyutta.
Yüzde 70’i üniversite mezunu, yaş ortalaması genç, insan ömrü uzun.
Kafe ve kahve kültürü son derece gelişmiş. Türk-Osmanlı izlerinin yoğun olduğu, Saraybosna’da ünlü Bosna çeşmesinin de bulunduğu Başçarşı’da (Türk çarşısı), kafe ve restoranlar her daim tıklım tıklım.
Bosna’da zaman akarken, hayat devam ediyor.
Savaşın izleri siliniyor, yaralar sarılıyor…
Biz ne kadar Bosna’ya hayran kaldıysak, Boşnaklar da Türkleri o denli seviyorlar.
Bir Boşnak için “Türk” deyince akan sular duruyor.
Türk bayrağını sarılıp öpenler, ay yıldızlı şapkalarımızı isteyip gururla takanlar, “Türkiye’ye çok selam” diye seslenenler bizi duygulandırdı.
Her evden bir şehit var. Her kentte, köyde şehitlikler beyaz zambaklar gibi! Aynen şiirdeki gibi; “Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda.”
Sırf Müslüman oldukları gerekçesiyle çoluk çocuk demeden vahşi katliama uğrayan Boşnakların yardımına Türk askeri, Türkiye devleti tereddütsüz koştu.
Bunu hep şükranla, minnetle anıyorlar.
Arkalarında büyük, güçlü Türkiye olduğunu bilmeleri, onlar için en büyük güven kaynağı.
O günden bu yana, T.C. devletinin, hükümetinin, yerel yöneticilerinin, sivil toplum kuruluşlarının katkısı, desteği sürüyor…
Bosna’ya gidiş amacımızın temelini de bu oluşturuyor.
Belediyeler arasındaki kardeşlik protokolleri; halklar arasındaki birlik beraberliği, dayanışmayı artıran önemli adım.
Balkanlara gidip, orada yaşayanların gözüyle bakmadıkça, onları özümsemedikçe, bunun ne demek olduğunu kavramak zor.
Ancak o kardeşlerimizin neler hissettiğini anlayınca bu işin ciddiyetini kavrıyorsunuz.
“Yalnız değilsiniz, yanınızda biz varız” demek, onlar için dünyayı vermek, dünyaya meydan okumak, başı dik, ayakları yere sağlam basmak anlamı taşıyor.
Savaşın içine çekilmiş, şehit vermiş, acılar görmüş, göç yaşamış, yaralanmış, örselenmiş ama hiçbir koşulda boyun eğmemiş milletler asil milletlerdir.
Onların yanında yer almak, yardım eli uzatmak da bir o kadar asalet gerektirir.
Savaştan sonra müthiş bir ulusal bilinç oluşmuş Boşnaklarda.
Bu bilinçle, kültürlerine ve inancına sahip çıkmanın, korumanın gayreti içindeler.
130 yıl önce Avusturya Macaristan İmparatorluğu döneminde yıkılan, Saraybosna Bakırbaba Camii’nin, Büyükşehir Belediyesi’nce yeniden yaptırılması, Boşnakları çok mutlu etmiş.
Caminin açılış töreninde duygu dolu anlar yaşandı,
Neratva rengi gözlerden yaşlar süzüldü.
Boşnaklar, hem Recep Altepe’yi, hem de finansını sağlayan işadamı Hüseyin Durmaz’ı yere göğe sığdıramadılar. İsimlerini altın harflerle, en iyi insanların arasına dahil edeceklerini söylediler.
Saraybosnalı şair Şaban Gado’nun dizeleriyle seslendiler:
“Osman’ın torunları yine geldiler,
Ve Bosna’da hayır peşinden koşmaya başladılar.”
Balkanlardaki bu çaba ve hizmetler, özünde İslam alemine yöneliktir.
Bosna’nın yükselişi, tıpkı yüzyıllardır sönmeyen özgürlük ateşi gibi, Osmanlı’nın hilalinin ebediyen dalgalanması demektir.
Hıristiyanlığın en yüksek mertebede olduğunu kanıtlamak istercesine, dağların tepesine dikilen haçlara, Boşnaklar en güzel cevabı vermiş:
“Ne kadar yükseğe dikerseniz dikin, gökyüzündeki ay ve yıldıza ulaşamazsınız.”
Sonuç olarak;
Türk ya da Boşnak, hepimiz Müslüman, hepimiz kardeşiz...
***

Bir ülke düşünün… Bütün kentleri yeşil ormanlarla kaplı ve ortasından zümrüt rengi nehirler akıyor. Her yer tertemiz, ışıl ışıl, pırıl pırıl, çiçeklerle bezeli evler bahçe içerisinde. Üstelik bu ülke yakın bir geçmişte savaştan çıkmış. Bosna’dan bahsediyorum…
İnançlı, kararlı, azimli Bosnalı Boşnaklar, savaşın yaralarını sarıp toparlanmada büyük yol katetmişler. Dünkü yazımda da vurguladığım gibi, Boşnak halkında müthiş bir ulusal bilinç oluşmuş. Birbirlerine sıkıca kenetlenmişler. Bu da savaşın tek kazanımı olsa gerek.
Biz gezerken kim Boşnak, kim Sırp, kim Hırvat ayırt etmekte zorlandık, ancak Boşnakların Türklere olan ilgisi ve sempatisi kimliği ele veriyordu. Bir de güzellikleri… Hani derler ya; kadınıyla erkeğiyle Allah özene bezene yaratmış.
Rahatlıklarına da bayıldım. Ne stres tanıyorlar, ne panik. Hırs da yok. Aynen slow city tarzında bir yaşam biçimi. Kahve keyfi yapmak, en haz aldıkları şey. Yugoslavya döneminde komünizm zamanında edinmişler bu alışkanlıkları. Bir ev, bir otomobil ve işi olan Boşnak için her şey kâfi demek. Rehberimizin anlattıklarından öğreniyoruz bunları.
Her köyün 24 saat açık bir fırını ve eczanesi var.
Su şehri olduğundan kaynak suları musluklardan akıyor, rahatça içilebiliyor. 
Yine ülkede sanayi yok denecek kadar az. Her yer ve her şey doğal, bozulmamış, kirlenmemiş. Tarım ve hayvancılık yaygın. Et ve süt ürünleri ile meyvesi lezzetli ve zengin. Avrupa ülkeleri arasında yapılan bir araştırmaya göre; kanser oranı en düşük olan ülke Bosna Hersek’miş. Ancak lezzetine karşı konulamaz olan Boşnak böreği ve baklavası nedeniyle, kalp rahatsızları ortaya çıkıyormuş.
Sosyal yaşamdan sonra ülkenin yönetim durumuna baktığımızda;
Boşnak, Sırp ve Hırvat kökenli 3 Cumhurbaşkanı var. Her konuda üçünün uzlaşmasıyla karar alınabiliyor. Bu nedenle bürokratik işlemler hayli uzun sürüyormuş. Ülke 9 kantona (eyalete) bölünmüş. Her kantonun ayrı başkanı ve bakanları var.
Rehberimizin tabiriyle, burada kolunuzu sallasanız, başkana ya da bakana çarpıyorsunuz.
Kentler çok temiz. Biz oradayken aniden yağmur ve dolu bastırdı. Caddelerde, sokaklarda ne gölet oluştu, ne de sel aktı. Kısa sürede sular yok oldu. Alt yapısı çok iyi yapılmış.
Ulaşım için genellikle raylı sistemi kullanıyorlar, çok eski yıllarda her yere tramvay hatları kurulmuş. Trafikte, Avrupa’dan gelenlerin hep anlattığı gibi, ayağınızı caddeye attığınız anda bütün araçlar duruyor. Ne korna gürültüsü var, ne bağırıp çağıran. Sessizlik hakim. İnsana ve çevreye saygı ön planda. Doğrusu imrenmemek elde değil.
Saraybosna, ülkenin kalbinin attığı yer. Gece ve gündüz hareketli. Ülkede son yıllarda turizm epeyce gelişmiş. Madencilik var, özellikle bakır işçiliği, Başçarşı’daki bakırcılar sokağında göz dolduruyor.
Ülkenin güneyine gittiğimizde, Mostar kentindeki ünlü Mostar köprüsü görenleri hayran bırakıyor. Eski yıllarda, 24 metre yüksekliğindeki bu köprüden atlayamayan gençlere kız verilmezmiş. Bakmışlar ki, kızlar evlenemiyor, bu gelenekten vazgeçmişler.
Mostar turist kaynıyor. Her taraf hediyelik eşya mağazalarıyla dolu, cıvıl cıvıl.
Travnik kenti yakınlarındaki yaylada her yıl geleneksel yapılan ve bu sene 501.si gerçekleştirilen Ayvaz Dede şenliklerine katıldık. Bizim Söğüt şenliklerini andırıyor. Avrupa ve Türkiye’de yaşayan Boşnaklar, şenliğe akın etmiş. Bu özel etkinliği görüntülemek ve yaşamak isteyen turistler de bir hayli fazlaydı. Ülkenin değişik yerlerinden gelen atlılar, ellerinde Osmanlı sancakları ve geleneksel Osmanlı giysileri içerisinde, 7 kilometrelik yolu katederek yaylaya çıkan onbinlerce insana öncülük yaptılar.
Ayvaz Dede, Bosna’nın efsane kahramanı olarak biliniyor. Sarı Saltuk gibi, İslamiyet’i yaymak amacıyla Anadolu’dan kalkıp bölgeye gelen Horasan erenlerinden. Kıtlık ve susuzluk çeken bölgeyi, suya ve berekete kavuşturduğuna inanılıyor. Çok ilginç bir hikayesi var. Bosna’da, Türk dizileri yeni başlamış. Tanıştığım kişiler özellikle Ezel’i soruyor, hayranlıklarını ifade ediyorlar. Ayrıca İstanbul ve Bursa’yı da biliyorlar. Ülkede meydan düzenlemeleri ve restorasyon çalışmaları yapan TİKA da akıllarda yer etmiş.
Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe ile birlikte Yıldırım, Gürsu, Kestel, Gemlik, İnegöl, Yenişehir, Mustafakemalpaşa belediye başkanları ve siyasi heyetin programa geniş katılımı, Bosna’ya verilen değerin göstergesi oldu, memnuniyetlerini dile getirdiler.
Sevgi karşılıklı.
Nitekim, asırlar önce Bosna’yı fetheden Fatih Sultan Mehmet’i hayırla yadeden Boşnaklar, ülkeyi ziyaret eden ve kendileriyle ilgilenen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ı da sevgiyle anıyorlar.
***

Sarayova Burç Üniversitesi’nde, Bosna Hersek'te yaşayan, 3 farklı milletin (Boşnak, Hırvat ve Sırp) çocuklarından oluşan Fatih Sultan Mehmet Korosu’nu konserini dinledik.
Karşımıza nasıl bir şey çıkacağını bilmiyorduk.
Salonda yerimizi aldıktan sonra koro üyeleri gençler de karşımızdaki sahnede sıralandılar.
Ve müzik başladı…
İlahileri peşpeşe okudular, biz dahil salondaki tüm konuklar bu coşkuya dayanamayıp eşlik etti.
Farklı enstrümanlarla ilahi ve yerel şarkıları seslendiren koro konserini tamamladığında ayakta alkışlandı.
7 yıl önce kurulduğunu öğrendiğimiz koro;
Türkçe, Malayca, Boşnakça, Urduca ve Farsça ilahiler söylüyor.
Daha önce çok defa Türkiye’ye gelmişler, Avrupa ülkelerinde ve dünyanın çeşitli yerlerinde konserler vermişler.
Burada beni etkileyen şey;
Boşnak, Hırvat ve Sırp çocuklarının, gençlerinin elele tutuşmuş olmaları, hep bir ağızdan ilahiler söyleyip, kelime-i tevhid getirmeleriydi.
Koro Şefi Mehmet Bayraktari, çok güleç yüzlü, işini büyük bir şevk ve heyecanla yaptığını herkese hissettiriyor.
Tasavvuf ehli bir hali var, belli ki bu yönde bir eğitim almış.
Konser sonunda kendisiyle tanıştık. Eşi Sırp’mış. Türkiye gezisi sırasında Eyüp Sultan’ı ziyaretinde Müslüman olmuş.
Mehmet Bey, koroya neden Fatih Sultan Mehmet ismi verildiğini madde madde açıkladı…
Şöyle ki:
-Sultan Mehmet tarihteki en büyük şahsiyet.
-Peygamberimiz tarafından böyle bir kişi çıkacağı söylendi ve 500 sene önce buraya geldi.
-Ve bize en güzel hediyesini, İslam’ı, İslam kültürünü getirdi.
-Avrupa gelip görmeli. Sultan Mehmet’in bize getirdiği insan haklarının, ne kadar muazzam olduğunu öğrenmeli.
Tüm ilahileri büyük içtenlikle söyleyen gençler, Sultanım ilahisinde ise hem mest oldular, hem de mest ettiler.
Konserin sonunda, şef Bayraktari
“Fatih Sultan Mehmet bizim sultanımız” dedikten sonra,
“Yeni sultanlarımız ise Abdullah Gül ve Tayip Erdoğan’dır. Onları iyi ki seçtiniz, onlar ümmetin sultanları” deyince salondaki misafirlerden büyük alkış aldı.
Saraybosna’da ilahi konseri de dinledik bu vesileyle.
Bir de tabi gezi grubunda bulunan hocamız, Prof. Dr. Mefail Hızlı’nın zaman zaman seslendirdiği ilahiler de kulaklarımızın pasını sildi. Ayrıca açılışı yapılan Bakır Baba camisinde okuduğu ezan da duygu yoğunluğu yaşattı.
Bosna ziyaretimizden akılda kalanları yazdım.
Bu güzel ülkede beni etkileyen çok şey oldu.
Tekrar gidebilmek için dua ettim, sularından bol bol içtim.
İlk gün ziyaret ettiğimiz tüneli görünce, Boşnakların çektiği sıkıntının ne denli büyük olduğu anlaşılıyor.
Şimdi keyifli görünseler de, yaşadıkları acıları unutmaları zor. Yüzlerdeki hakim hüzün hemen fark ediliyor.
Sırp kuşatması altındayken, bir evin içinden kazılmış karşı dağlara uzanan tünelden, tam bir milyon kişi geçip hayatını kurtarmış. Onun için buraya hayat tüneli de deniyormuş.
Evini, Bosna-Hersek ordusuna karargah olarak veren ve zaferde büyük pay sahibi olan cesur teyze Sida Kolar ile de tanıştık, birlikte fotoğraf çektirdik.
Bosna’da işsizlik büyük boyutta. Hem de az buz değil, yüzde 42 dolaylarındaymış.
Yatırım yok, üretim yok. Genç insanlar iş olmayınca mecburen kafeleri dolduruyorlar.
İşadamları Bosna’ya yatırımı düşünebilir.
Ülkenin her yeri ormanlık olduğundan, bol hammadde ve işgücü ile ağaç ve mobilya sektörü için ideal. Ayrıca inşaat, demir çelik, tekstil alanlarında da yatırım yapılabilir.
Gittik, gördük, yazdık. Durum bu minvalde.
“Allah’a emanet” diyen Bosnalı Boşnak kardeşlerimizi ve mis gibi lavanta kokulu kentleri özleyeceğim.

501. YILINDA AYVAZ DEDE ŞENLİKLERİNDE BÜYÜK BULUŞMA
Ayvaz Dede, 15. yüzyılda, Bosna’ya gelen Horasan erenlerinden. Manisa-Akhisar’dan geldiği söyleniyor. Boşnaklar, Ayvaz Dede ile bambaşka bir dünyayı tanırlar, onunla İslamiyet’i, Osmanlı’yı severler. Ayvaz Dede’nin yolu bugün şenliklerin yapıldığı Prusac’a düşünce, buradaki insanların susuzluktan sıkıntı çektiğini, suyun çok büyük bir kaya tarafından engellendiğini görür. Bunun üzerine 40 gün boyunca sabah namazının erken saatlerinden itibaren dua eder. 40. gün rüyasında iki beyaz koçun bu kayaya vurduklarını ve kayanın parçalandığını görür. Uyandığında kayayı gerçekten parçalanmış bulur ve suyu Prusac kasabasına ağaç oluklar vasıtasıyla getirmeyi başarır.
Ayvaz dede kişiliğiyle gönüller fethetmiş İslamiyet’in bölgede yayılmasına büyük katkıda bulunmuş. Örnek karakteri sayesinde, oturduğu Vesela köyündeki bütün Hıristiyanlar toplu olarak İslam’ı kabul etmişler.
Ayvaz dede her yıl yapılan şenliklerle anılıyor. Köklü bir gelenek olan Ayvaz Dede şenlikleri, 1946’dan sonra komünist düzen tarafından yasaklanmış olsa da, kutlamalar 1990’dan sonra tekrar devam etmiş. Ayvaz Dede şenlikleri dünyanın ve Bosna’nın dört bir yanından on binlerce Müslüman’ın katılımıyla kutlanıyor.
Saraybosna’dan Mostar’a, Travnik’ten Srebrenitza’ya, her adımında tarihi yaşayıp Osmanlı’ya dokunabileceğiniz uzun bir yolculuk Bosna...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme