6 Nisan 2012 Cuma

700 YILLIK OSMANLI MİRASI


           
            2007 yılı İnegöl fuarında çok ilginç ve aynı zamanda çok değerli bir Osmanlı mirası da sergilendi. Sergiyi gezenlerin hemen dikkatini çeken ve ilgilenmelerine neden olan bu nadide tarihi eser Osmanlı'nın ilk kuruluş yıllarından kaldığı belertilen bir sancaktır! Bu kadar yıldır neden ortaya çıkarılmadığını anlayamadım.
            10 Haziran Pazar günü fuar alanını dolaşırken; İnegöl Halk Eğitim Müdürlüğü standında yer alan bu sancağı görünce hemen incelemeye koyuldum.
            Standda görevli olan Halk Eğitim müdür yardımcısı, Emin Erbay'a sancak hakkında neler bildiğini sordum, şunları anlattı:
            “Bu gördüğünüz sancak daha önce Kulaca köyü camisinde muhafaza ediliyordu. Bayramlarda ve özel günlerde kılıfından çıkarılarak, köy içinde dolaştırılır sonra yeniden yerine konulurdu. Bu gösteriler, belki de Osmanlı'nın kuruluşundan beri bu şekilde devam edip gelmiş. Sancak, bazan yağışlı havalarda da dışarıya çıkarılmış, sonra kurumadan yerine konmuş. Sık sık yinelenen bu hareketler sonucunda, sancak çürümeye yüz tutmuş. Bu arada delinen, yırtılan yerleri olmuş. Harfleri kopmuş. Sonra yıpranmış haliyle bir kutuya konularak kaderine terkedilmiş. O sıralarda köyü ziyarete giden kaymakam sancağı çürümüş ve harap bir halde görünce alıp İnegöl'e getiriyor. Halk Eğitim Müdürlüğü'ne teslim ederek onarılmasını istiyor. Biz de bunu güzel bir elden geçirip, tamir ettik. Eksik yerlerini tamamladık ve yeniden kaymakamlığa teslim ettik. Sancak şimdi kaymakamlıkta muhafaza ediliyor. Sergi için buraya getirdik.”
            Sancağın tam olarak ne zaman ve kimler tarafından bu köye verildiği bilinmiyor. Ancak Selçukluların son döneminde veya Osmanlı'nın ilk yıllarında olduğu yolunda görüşler var. Kimbilir belki de başka bir yere veya kimseye verilip, sonradan da buraya getirilmiş de olabilir! Bu hususu tam bilemiyoruz. Ne amaçla verildiği de belli değil! Neyi anlattığı da. Bu sancağı biz birçok kimseye gösterdik. Ama tatmin edici bir açıklama alamadık. Hatta bir tarih profösörüne gösterdik. O dahi işin içinden çıkamadı. Net bir görüş ortaya koyamadı. Sadece Osmanlılar'da iki yüzünde de yazı olan sancak görülmediğini belirtti. Benim bildiklerim bu kadar.”    
            Anlatılanlardan sonra daha dikkatli bir şekilde incelemeye koyuldum sancağı.   Sancak yaklaşık olarak 1.75 x 1.25 m. ebatlarındaydı. Arap abecesi ile siyah kumaş üzerine, her iki yüzüne de beyazla Kur'andan ayetler yazılmış. Ayrıca sarı renkle özel işaretler konmuş. Buların üzerinde yoğunlaştırdım ilgimi. Ne olduklarını anlamaya çalıştım! Sonunda şu kanaate vardım ki; 1. yüzün sol tarafındaki işaretlerden biri “Bayat boyu'nun tersine çevrilmiş damgasıydı. Yanındaki ters bastonu andıran sarı renkli şeklin neye benzediğini tam olarak çözümleyemedik. Bu da bir Türk boyunun veya bir oymağının damgası olabilir diye düşünüyorum! Eymür boyu damgası olma olasılığı yüksek. 2. yüzün sol tarafında da 3 çatallı bir dala benzeyen yine sarı renkli bir şekil daha vardı. Bu da Karakeçili Yörükleri'nin 'kaşık sapı' diye adlandırdıkları damgalarına çok benziyordu. Karakeçililer bu damgayı nazar ile hastalıklardan ve belalardan korunmak için, eşyaların üzeri ve evlerinin duvarlarına, ahırların eşiklerine de çizerlerdi. Sancağın ahşap sereninin ucunda, üzerinde ayetler yazılı bir alemi bulunuyordu. En tepesinde ise yine “Bayat Boyu'nun metal bir simgesi yer alıyordu. Sancağın kenarları sırma saçaklarla süslenmişti. Yazı ve şekiller için toprak boya kullanılmıştır. Sancak üzerinde damgaları bulunan boy ve oymakların güç birliği yaptıkları simgeleniyor burada.
1.      yüzünde Latin harfleri ile Arapça olarak şu ayetler yazılı:
“Bismillahirrahmanirrahim.
Nasrun mine'llahi ve fethun karib ve beşşiri'l müminin.
Elem tera keyfe daraba'llahü meselen kelimeten tayyibeten.
Metselina, Mernuş, Mekşelina, Kefeştataynuş.
Radıya'llahu teala aleyhim ecmain.”
2.      yüzün Latin abecesi ile Arapçası:
“Bismillahirrahmanirrahim.
Nasrun mine'llahi ve fethun karib ve beşşiri'l mü'mimin.
Ya eyyü elezine amenu. İntenfürullahe yen sur küm ve yüsebbit akdane küm.
           
Sancakta yer alan Arapça yazıların (ayetlerin) Latin harfleri ile Türkçe olarak yazılışı şöyle:
            1. yüzü:
            Muhammed                                                                   Allah
            Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla...
            “Yardım Allah'tandır ve zafer yakındır.
            İnananlara müjdele.
            Allah'ın güzel bir kelime ile nasıl misal verdiğini düşünmüyor musun?
            Ya hu!                                                                                   Ya hu!
            Metselina, Mernüş, Mekselina, Kafeytataynüş...(Ashabı-Kehf)
            Allah'ü teali onların hepsinden razı olsun.
            Ömer                                                                  Ebu Bekir

2.      yüzü:                                                                        
            Ali                                                                      Osman
            Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla...
            Yardım Allah'tandır ve zafer yakındır.
            İnananlara müjdele.
            Ey inananlar!... Eğer (emirlere uyup yerine getirmekle) Allah'a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve (ayaklarımızı) yere sağlam bastırır.
            Hüseyin                                                                      Hasan
                                                                       Mühür

            Her iki yüzündeki Kur'an ayetleri besmeleyle başlıyor. İlk 1. ve 2. ayetler birbirinin aynısı.
            Sancağın birinci yüzündeki 3 ayet Saff, Bakara ve İbrahim surelerinden alınmadır. 4. cümle ise Bereket (Karınca) duasının sonundan alınmıştır. Ancak eksik ve yanlışlıklar var. Doğrusu şöyle olmalıydı:
            “Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernüş, Debernüş, Sazenüş, Kafeştatiyuş, Kitmir. Amin.”
            Bu eksikliğin muhtemelen onarım sırasındaki hatalardan kaynaklandığını sanıyoruz!
Bunlar Ashab-ı Kehf'i oluşturan isimlerdir.
1.      yüzündeki en alt satır 'küfi' yazıyla (sanatsal yazı) yazılmıştır.
2.      yüzündeki ayetler, Saff, Bakara ve Muhammed surelerinde geçmektedir.
Her iki yüzün köşelerine yakın yerlerinde Allah, Muhammed, 4 halife ile Hasan ve Hüseyin adları yer alıyor. Bu isimlerin camilerin iç duvarlarında da bulunduğunu biliyoruz. Yine iki tarafından birinde Bayat boyu , diğerinde Karakeçili işaretleri görülüyor. Bunlar dini ve halkı temsilen buraya konmuş olmalıdır! Gazalar sırasında kullanılan bir sancak olma olasılığı yüksektir!..
            Anlatılanlara göre; Kulaca köyü muhtarı da bu konuda fazla bir şey bilmiyor. Yalnız daha Osmanlı Devleti kurulmadan önce buralara Yörüklerin yerleştiği vurgulanıyor.
            Adı geçen köyün tarih kitaplarındaki adı Kulacahisar'dır. Burası 1283'teki Ermeni Beli Savaşı'ndan sonra, 1284 yılında Osman Gazi tarafından 300 kişilik bir kuvvetle fethedilmiştir. Osmanlıların ilk fethettiği kale burasıdır. Bugün köyün bulunduğu yerde kale yoktur. Yıkılıp yok olmuştur.
            Ermeni Derbent'i Savaşı'nda şehit olan Osman Gazi'nin kardeşi Saru Batu'nun oğlu Bay Koca'nın mezarı Kulaca yakınlarındaki Hamzabey köyündedir. İşte bu sancak o yıllarda verilmiş olabilir!.
            Anladığım o ki; sancağın 1. yüzü Bayat boyunu, 2. yüzü Karakeçilileri (Kayı) temsil ediyor gibi..
            “İnegöl-Ertuğrulgazi Kültür ve Yaşatma Derneği” yöneticileri konuyu araştırıyorlar.
            Sancak, derneğin katkılarıyla eski tarihi belediye binasında kurulan İnegöl Kent Müzesi'nde sergilenecek.
Bu sancağın benzerleri Keles'in Küçükkovacık ve Orhaneli'nin Sırıl köylerinde bulunuyor. 
Hüseyin Genç / Araştırmacı Yazar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme